Kendini tanımak nedir, neye yarar?
Aydınlanmanın yolun sonu değil, ilk eşiği olduğunu; asıl işin insanı tanıyıp onunla yaşamayı öğrenmek olduğunu anlatıyor.
Bu videoda
Mine Hanım'ın sunduğu bu canlı yayında Murat Avcıoğlu, son yıllarda Anadolu'da hızla yükselen vahdet, non-dualite ve uyanış ilgisini selamlıyor, ama bir uyarı yapmak için konuşuyor. Aydınlanmayı, varlıkların kendinde bir töz olmadığını ve her şeyin tek bir bütünün görünümü olduğunu fark etmek diye anlatıyor; bu fark ediş bir anda gelebilir. Ama aydınlanan insan ertesi sabah yine bu dünyada uyanır ve asıl soru o zaman başlar: “Aydınlandım, bundan sonra ne yapacağım?” Ona göre “Akışa bırakıyorum” ya da “Biz zaten hiçiz” cevapları, hayatın büyük sarsıntılarında çoğu insanı taşımıyor; zihni tamamen durdurmak ise ıstırapla birlikte mutluluğu da götürüyor.
Avcıoğlu'na göre biz bu dünyaya tanrısallığı deneyimlemeye gelmiş insanlar değil, insanlığı deneyimlemeye gelmiş tanrısal varlıklarız. Aydınlanma yalnızca ilk eşiktir; asıl yolculuk, evcilleştirilemeyen ama eğitilebilen bu insanı tanımak ve uzun yıllar içinde onu kendimizle uyumlandırmaktır. Bu yüzden bütün geleneklerin kapısına “Kendini tanı” yazıldığını anlatıyor; şükrün bir şeyin karşılığını dosdoğru vermek olduğunu, yolcusunu doyurmayan yolun yürümeye değmediğini söylüyor. Sözlerini, perde inince oyuncular arasında ayrı gayrı kalmayan bir tiyatro benzetmesiyle ve birçok metodun hapşırmak gibi yalnızca geçici bir rahatlama verdiği uyarısıyla bitiriyor.
Videonun bölümleri
Bu videodan 19 kesit
Üzerine geldiğinizde kendiliğinden başlar.Ekrana geldiğinde kendiliğinden başlar. Ses için dokunun.
Sesi açSaygı bir titreşimdir
“Hocam”, “üstat” gibi hitaplar masum görünür; ama insan zihninde bilinç dışı bir hiyerarşi kurar ve karşımızdakini her konuda bizden üstün sanmamıza yol açar. Sonra onun gerçeklikle uyuşmayan bir sözü karşısında kendi daha doğru görüşümüzden bile şüpheye düşeriz. Bu yolun yolcuları bu yüzden birbirlerine adlarıyla hitap eder. Avcıoğlu'na göre saygı kelimelerle olmaz; saygı bir titreşimdir, nezakettir, letafettir.
“Saygı kelimelerle olmaz; saygı bir titreşimdir.”
Sesi açÂşıklar yurdu
Avcıoğlu'na sorarlardı: Türklerden neden dünya çapında bir peygamber, bilim insanı, filozof ya da büyük bir mistik çıkmıyor? Cevabı, her şeyin her yerden çıkmadığıdır. Anadolu'dan bin yıldır gerçek âşıklar, vahdet âşıkları, aşk yoluyla giden deneyimci mistikler çıkmış: Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Celaleddin Rumi, ardından Hacı Bayram Veli, Aziz Mahmud Hüdayi, Niyazi Mısri, Üftade. Bugün vahdet ilgisinin dünyada en çok Anadolu'da yükselmesini buna bağlıyor.
“Âşıklar yurdu Anadolu'dur. Vahdet âşıkları Anadolu'dan çıkar.”
Sesi açBir anda aydınlanırsınız
Avcıoğlu'na göre aydınlanma ya da uyanış, vahdeti, non-dualiteyi, yani birliği fark etmektir. Bu, varlıkların kendinde bir töz olmadığını, varlığımızı kendimizden almadığımızı ve bütün görünümlerin kökünde tek bir hakikat bulunduğunu görmektir; o hakikate Tanrı, Hak ya da varoluş denebilir. Bu fark ediş birikimlerin ardından ansızın gelir. Zen'in büyük satori dediği bu an, yıllarca çabalayana da gelebilir, yatağında uyuyana da.
“Bir vesileyle ya da yatağınızda uyurken bir anda aydınlanırsınız.”
Sesi açAydınlandım, peki şimdi?
Avcıoğlu burada, kendi deyişiyle ironik ve acıtıcı bir cümle kuruyor: Keşke aydınlandıktan üç saniye sonra ölseydik. Çünkü ömrümüz varsa bu aydınlanmayla birlikte on, yirmi, belki elli yıl daha bu dünyada yaşayacağız. O zaman asıl soru ortaya çıkar. Ona göre bu yolda çabalayan herkes için kritik eşik şu cümledir: “Peki, aydınlandım. Bundan sonra ne yapacağız?”
“Keşke bu aydınlanmayı yaşadıktan üç saniye sonra ölseydik.”
Sesi açİnsanlığı deneyimlemeye geldik
Aydınlanan insan ertesi sabah yine bu dünyada uyanır: televizyonda savaş ve enflasyon, içeride bağıran bir çocuk, bekleyen bir patron, ödenecek kira. Avcıoğlu'na göre asıl hedef aydınlanmak değildir; aydınlanma ilk adımdır, asıl kazanılacak olan tekâmüldür. Çoğu ekol, bu dünyaya tanrısallığı deneyimlemeye gelmiş insanlar olduğumuza inanır; Avcıoğlu ve yol arkadaşları ise tam tersine, insanlığı deneyimlemeye gelmiş tanrısal varlıklar olduğumuza inanır. Dünya kelimesi Arapçada “en aşağı” demektir; ilkokulu burada bitirip başka bilinç seviyelerinde ortaokula ve liseye gideceğimize inanıyorlar.
“Biz buraya insanlığı deneyimlemeye gelmiş tanrısal varlıklarız.”
Sesi açFayda olmadan adım atılmaz
Hepimiz huzur ve mutluluk arıyor, acıdan ve ıstıraptan kaçıyoruz; Avcıoğlu'na göre insan faydası olmadan bir adım bile atmaz. Bu kadar anlatıp karşılığında bir şey istemediğini söyleyen dostlarına, bir şey istememenin fayda sağlamamak demek olmadığını, bundan kendisinin de büyük fayda gördüğünü söylemiş. Yetimhanelere elbise alan bir kadına da, maddi bir karşılık beklemese de erdemli bir insan olmanın ve Tanrı'ya yakın olmanın faydasını aradığını anlatmış. İnsanı tanımayan, yarı hayal âleminde yaşar.
“Sizden bir şey istememem, bundan fayda sağlamadığım anlamına gelmiyor.”
Sesi açAydınlanma bir anda olur
Avcıoğlu'nun erkenden “Açtım abi” diye gezen bir dostu vardı. Ona aydınlanmanın bir anda olduğunu, bunun davranışa dönüşmesinin ve karakter benlikle özdeşleşmekten kurtulmanın ise ortalama on beş yirmi yıl aldığını söylemiş. Üç gündür aynı elbiseyle gezip insanların alaylarını umursamamak kolaydır; ama eşin seni aldatabilir, iflas edebilirsin, en sevdiğin biri gözünün önünde acı çekebilir. Bunlar hepimizin başına gelebilecek hayat gerçekleridir ve “Akışa bırakıyorum” demenin yetmeyeceği anlar vardır.
“Aydınlanma bir andadır; bunun davranış tekâmülüne dönüşmesi ise uzun yıllar alır.”
Sesi açVazodaki plastik çiçek
Varoluşsal benliğimiz için birlik farkındalığı harika bir şeydir; ama biz burada sapiensle bütünleşik yaşıyor, onun travmalarını, arzularını, korkularını birebir hissediyoruz. Avcıoğlu zihnini saatlerce, günlerce durdurabildiğini söylüyor; ama ıstırabı durdurursanız onun eşi olan huzur ve mutluluk da gider, vazodaki plastik bir çiçeğe dönersiniz. Bu bir tercihtir ve bunu seçenlere saygı duyar; kendisi ise insanlığı deneyimlemeye geldiğimize inandığı için bu yolu seçmemiş.
“Vazodaki plastik bir çiçek gibi kalırsın. Istırap yok ama mutluluk da yok.”
Sesi açSen beni terk edemezsin
Akışa bırakıp gözlemleyerek hiçbir şeyden etkilenmediğini söyleyenler olabilir; Avcıoğlu'nun gözlemine göre bu, insanların yüzde doksan beşinde olmuyor. Büyük sarsıntılar gelince insanlar dağılıyor, depresyona giriyor, ilaçlara bağımlı hâle geliyor. “Açtım” diyen dostunun karısı bir gün onu artık sevmediğini ve terk ettiğini söylemiş; dostunun ilk tepkisi “Sen beni terk edemezsin, çünkü ben diye bir şey yok” olmuş. Ertesi sabah evde yalnız uyandığında ne olduğunu tahmin edebilirsiniz.
“Bunlar ezberletilmiş, süslü, romantik sloganlardır.”
Sesi açİnsan nedir?
Tanımadığın bir şeyi anlayamaz, derinlemesine bilemez ve kontrol altına alamazsın; önce tanımalısın. Avcıoğlu'na göre yeryüzündeki en zor soru “İnsan nedir?” sorusudur. Zorluğu, cevabının zor olmasından değil, sabit bir cevabı olmamasından gelir; kendimiz için bile sabit bir cevap yoktur. Koordinatlar değişince kahkahalar atarken kederlere boğulan, yas içindeyken bir haberle cennetlere uçan garip bir yaratığız.
“Bir anımız bir anımızı tutamayan bir varlığız.”
Sesi açKendini tanı
Tarih boyunca bu yolu benimseyen ekoller dergâhlarının, aşramlarının, okullarının kapısına hep aynı cümleyi yazdı. Yunanlar, Latinler, Sanskritçe konuşanlar, Japonlar ve alt kıtadakiler kendi dillerinde “Kendini tanı” dediler. Avcıoğlu'na göre akıl da bunu söyler: Yarın ne yapacağını kestiremediğin bir varlığı, nasıl işlediğini tanımadan yönetemezsin. Tanımadan yaşayan, mayın tarlasına salınmış gibi, nerede patlayacağını bilmeden gider.
“Nerede patlayacağını bilmeden, mayın tarlasına salınmış bir şey gibi gidersin.”
Sesi açYolun sonu yok
Bu yolculuğun dünyada bir sonu yoktur; diyalektik uğraklar geçilir ama yol bitmez. Avcıoğlu bunu kendi yaşadığıyla anlatıyor: On yedi yıldır titizlikle yürüdüğü bu yolda, birkaç hafta önce hiç yaşamadığı bir durumla yüzleşmiş; o yönünün ne kadar zayıf kaldığını, farkında bile olmadığı bilinç dışı dalların ona nasıl bir hata yaptırdığını görmüş. Bu yüzden insanın, birebir deneyimlemediği konularda yalnızca tahmin modunda konuşması gerektiğini söylüyor.
“İnsan, birebir deneyimlemediği konularda sadece tahmin modunda konuşmalı.”
Sesi açSapiens aşkı sevmez
Mutluluk arayan onu bir gün bulabilir; ama bu, sandığı gibi bir şey değildir. Avcıoğlu'na göre mutluluk senin için harika, sapiens için ise korkunçtur; çünkü gerçeklik ve aşk onu en büyük korkusuyla, karakter benliğin yok olmasıyla yüzleştirir. Aşkta ego olmaz; birbirini sevdiğini söyleyenlerin sözleri sonra ego savaşlarına döner. Sapiens yalnızlığı da sevmez: Bir filmde ıssız adaya düşen Tom Hanks, çıldırmamak için bir voleybol topuna yüz çizip onunla konuşmuştu.
“Aşkta ego olmaz.”
Sesi açVahşi bir kaplan
Avcıoğlu'na göre sapiensi kimse değiştiremez; evcilleştirilemez, yalnızca eğitilebilir. Tıpkı vahşi bir kaplan gibi: Sirkte on beş yıl kendisine bakan bakıcısını bir ters anda öldürebilir. İnsandaki bilinç ve farkındalığı çıkarırsanız geriye doğanın vahşi bir çocuğu kalır; aynı korunma, yeme, üreme içgüdüleri, aynı saldırganlık ve savunma. Onu ancak büyük ve bilinçli bir farkındalıkla güzelce tanırsak eğitip kendimize tabi kılabiliriz.
“Sapiens evcilleştirilemez, sadece eğitilebilir.”
Sesi açYolcusunu doyurmayan yol yürüyene yüktür
Tutulabilecek pek çok yol ve metot var; Avcıoğlu'nun tavsiyesi, arada bir kendimize şunu sormamızdır: Bu yol beni doyuruyor mu? Her geçen gün beni biraz daha farkındalıklı yapıyor, olaylardan daha az etkilenir hâle getiriyor mu? Bu sönmeyen cehennemin ortasında, içimdeki küçük cennete her gün bir tuğla daha döşememe yardım ediyor mu? Cevap dürüstçe “evet” ise yürümeye devam edilir; hakikate varan pek çok yol vardır. Cevap “hayır” ise ya metotta bir sorun vardır ya da acele ediliyordur.
“Yolcusunu doyurmayan yol yürümeye değmez.”
Sesi açŞükür ne demek?
Avcıoğlu'na göre şükür, Arapçada bir şeyin karşılığını dosdoğru vermek demektir; dille söylenen bir teşekkür değil. Bir baba, derslerinde başarılı olsun diye çocuğuna bir bilgisayar alır; çocuk “Teşekkür ederim, baba” der, yatmadan Allah'a şükreder. Ama asıl şükür henüz gerçekleşmemiştir. Çocuk ertesi gün o bilgisayarı alınış amacına uygun olarak dersleri için kullanırsa, hem babasına teşekkür etmiş hem de Rabbine şükretmiş olur.
“Şükür kelimesi, bir şeyin karşılığını dosdoğru vermek demektir.”
Sesi açKimin malını kime satıyorsun?
Avcıoğlu, uyanışa ve aydınlanmaya vesile olmak için para isteyenlerden uzak durulmasını öğütlüyor. Birlikte bir otelde kamp yapmak için masrafı eşit bölüşmek başka; kendisine lütfedildiğini söylediği bir şeyi Tanrı'nın öbür kullarına parayla satmak başka. Yirmi yıl önce Kur'an meali satanlara da aynı şeyi söylermiş: Kur'an'ın müellifi sen değilsin. Ona göre bu zehirli bir ekmektir; kendisi ise söylemesi gerekeni söylemiş olmanın huzuruyla uyuyor.
“Sen kimin malını kime satıyorsun?”
Sesi açPerde inince
Avcıoğlu, hakikat boyutundan bakınca bütün bu tartışmaların, herkese söyletilen ve yaşatılanların üzerimizde bir lütuf olduğunu söylüyor. Bunu bir tiyatro oyununa benzetiyor: Sahnede biri ötekini sırtından vurur, seyirci ona kızar; perde inince oyuncular kuliste sarılıp birbirlerini tebrik eder, yönetmen de “Bravo!” der. Hakikatte aramızda ayrı gayrı yoktur; ama fark boyutunda, tekâmül etmek için didişeceğiz: kırmadan, hakaret etmeden, nezaketle.
“Hakikatte bizde ayrı gayrı yok.”
Sesi açHapşırmak gibi
Yayının sonunda Avcıoğlu, sert sözleri için af diliyor ve bunların bilerek, hepimizi geçici rahatlamalardan kurtarmak ümidiyle söylendiğini anlatıyor. Ona göre birçok metot hapşırmak gibidir: Yalnızca geçici bir rahatlama verir. Sorunun köküne inilmezse bu hapşırık, yakında gelecek bir gribin ya da nezlenin habercisi olabilir.
“Birçok metot hapşırmak gibidir. Bize sadece geçici bir rahatlama verir.”



