Tanrı kavramı
Tasavvuf, tarikat ve teozofi kavramlarını ayıklıyor ve kendi Tanrı kavramını anlatıyor.
Bu videoda
Gülay Hanım'ın sunduğu bu canlı yayında Murat Avcıoğlu, bugün birbirinin yerine kullanılan tasavvuf, tarikat, sufizm ve teozofi kavramlarını ayıklıyor. İnsanın bilgiye akıl, inanç ve sezgiyle ulaşmaya çalıştığını anlatıyor ve mistikleri ikiye ayırıyor: bilinemeyeni içsel deneyimle yaşayan deneyimci mistikler ve gizli bilgiye ulaşılabileceğini söyleyen malumatçı mistikler. Ona göre mistisizm yerleşik düzen kadar eskidir; dinlerin içinde anılması ise baskı altında bulunduğu dinin kimliğine bürünmesinden kaynaklanır. Tasavvuf kelimesini yünden değil, teozofiden türetiyor; bugünkü tarikatları Nizamiye medreselerindeki Sünnilik ve teozofi sentezine, Anadolu'nun vahdet damarını ise Halaçlı Mansur, Ahmet Yesevi ve Horasan erenlerine bağlıyor.
Yayının ikinci yarısında kendi inancını anlatıyor. Materyalist, nihilist ve dindar olarak yaşadıktan sonra on beş yılı aşkın süredir bütüncü olduğunu, varoluşa iman ettiğini söylüyor. Tanrı'nın, tanımı gereği hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı için burada yaşananı sebepsiz bir lütuf olarak görüyor. Aydınlanmanın bir anda gelebileceğini, yaşamakta ustalaşmanın ise yıllar aldığını ve kimsenin seçilmiş olmadığını anlatıyor; sözlerini Yunus Emre ile Tapduk Emre'nin eğri odun hikâyesiyle bitiriyor.
Videonun bölümleri
Bu videodan altı kesit
Üzerine geldiğinizde kendiliğinden başlar.Ekrana geldiğinde kendiliğinden başlar. Ses için dokunun.
Sesi açVaroluşa iman
Avcıoğlu'nun Tanrı kavramı klasik tek tanrılı dinlerinkinden çok uzaktır: O varoluşa iman eder ve varoluştan büyük bir Tanrı olmadığını söyler. İnsanın karakter benliğini aşıp varoluşsal benliğini deneyimledikten sonra, hayatın ona verdiği rollerde olgunlaştığına inanır; öldüğünde karakter benlik yok olacak, varoluşsal benlik ise başka deneyimlerde başka lütuflara gark olacaktır. Herkesi Tanrı'nın bir tecellisi olarak görünce kimse ayrı gayrı kalmaz; insanın içinde şefkat doğar.
“Varoluştan daha büyük bir Tanrı yoktur.”
Sesi açGizemin cevabı olmaz
Mistik kelimesi kökünde gizem demektir ve gizem bir bilmece değildir: Bilmecenin cevabı vardır, gizemin yoktur. Bir grup mistik, Tanrı'nın, sonsuzluğun, anlamın, insanın, hayatın ve aşkın bilinecek şeyler olmadığını, ancak içsel deneyimle yaşanabileceğini söyledi. Buradaki aşk bir insan duygusu değildir. Avcıoğlu bu yolda yürüyenlere deneyimci mistikler diyor.
“Bilmece ve bulmacaların cevabı olur. Gizemlerin cevabı olmaz.”
Sesi açYastığa başını koyduğunda
İnsanı bu sönmeyen cehennemin ortasında huzurlu ve mutlu yaşatan sayısız yol vardır. Ölçü, akşam yastığa başımızı koyduğumuzda kendi içimizde yaptığımız muhasebedir; çünkü herkesi kandırabiliriz ama kendimizi kandıramayız. Kimseye zarar vermeden kendine huzurlu bir hayat kurabilen ve bunu başkasına dayatmayan biri eleştirilmez. Avcıoğlu böyle birinin ayaklarına dokunup suyunu çayını getireceğini söylüyor; çünkü bu gerçekten zor ve büyük bir başarıdır.
“Herkesi kandırabiliriz ama akşam yastığa başımızı koyduğumuzda kendimizi nasıl kandırırız?”
Sesi açHerkes aynı kitaptan okur
Tarihin büyük insanlarının, peygamber denenler de dâhil, kitap yazmak ya da din kurmak gibi bir amacı olmadı; onlar ümmülkitap denen ana kitaptaki bilgiyi dosdoğru okuyup toplumlarını yükseltmeye çalıştılar. Avcıoğlu'na göre bu okuma onlara özgü değil: Kendinde bir şey olmayan hiçbirimiz bir söz yaratamayız, ancak yazılmış olanı okuyabiliriz. O kitapta yalnızca güzel sözler değil, bütün sözler yazılıdır. Sonra gelenlerin bu öğretileri kurumsallaştırması ise ne iyidir ne kötü.
“Söylediğimiz her söz kocaman bir kitapta yazılıdır. Herkes oradan okur.”
Sesi açSebepsiz bir lütuf
Vahdet yolunda sık duyulan bir açıklama vardır: Tanrı gizli bir hazineydi, bilinmek istedi ve kendini bizim üzerimizden deneyimliyor. Avcıoğlu buna saygı duyar ama katılmaz. İnsanın ürettiği Tanrı kavramı, tanımı gereği hiçbir ihtiyacı ve eksiği olmayanı anlatır; bilinmeye ya da deneyime ihtiyaç duyan bir şey bu kavrama sığmaz. Öyleyse burada yaşanan her şey bizimle ilgilidir: Bir karşılığı olan ödül değil, padişahın yol kenarındakilere sebepsizce altın saçması gibi bir lütuftur.
“Bir sebebi yok. İşte lütuf böyle bir şeydir.”
Sesi açBir güneş, sayısız ayna
Bu konularla ilgilenmeyenlere ne olacak diye sorulur; Avcıoğlu'na göre bu yanlış bir sorudur. Çocukluktan beri kurtuluş fikriyle şartlandırıldık. Oysa kimsenin kurtulması gereken bir durumu yoktur; ortada herkesin ihtiyacına göre kendini geliştirebileceği zengin bir tecelliler havuzu vardır ve kimse seçilmiş değildir. Bir güneşi milyonlarca aynaya tutsanız da ortada hâlâ tek bir güneş vardır; aynaların çerçevelerinin farklı olması, hepsinin onun görünümü olduğunu değiştirmez.
“Bir güneşi beş yüz milyon aynaya tuttuğunuzda, ortada gerçekte hâlâ bir güneş vardır.”



